Son yıllarda özellikle yatırım platformları, çevrim içi işlem sistemleri ve dijital finans araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, ceza yargılamasında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve buna bağlı olarak ileri sürülen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamaları önemli ölçüde artmıştır.
Bu tür dosyalarda çoğu zaman teknik altyapıyı kuran kişiler ile sistemin çevresinde yer alan kişiler aynı suç organizasyonunun parçası gibi değerlendirilebilmekte, finansal hareketler veya ticari ilişkiler doğrudan suç kastının göstergesi olarak yorumlanabilmektedir. Ancak ceza hukukunun temel ilkeleri gereği, bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca görünüşe veya ilişkilere değil, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayanılması zorunludur.
Bu yazıda, nitelikli dolandırıcılık ve aklama suçlarında özellikle önem taşıyan hile unsuru, bilişim sisteminin rolü, kastın varlığı, teknik müdahale yetkisi, banka hesap hareketlerinin hukuki niteliği ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, yargı kararları ışığında ele alınmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’na göre dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin mağduru hileli davranışlarla hataya düşürmesi, mağdurun bu hata sonucunda malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunması ve failin bu yolla kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir.
Bu husus Yargıtay içtihatlarında da açık biçimde vurgulanmaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 29.05.2013 tarihli (E.2011/25133, K.2013/10016) kararında, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla mağduru hataya düşürmesi ve bu suretle haksız menfaat sağlaması gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 19.12.2013 tarihli (E.2012/1450, K.2013/20490) kararında, hilenin sıradan bir yalan olmadığı; ağır, yoğun ve ustaca sergilenen, mağdurun inceleme imkanını ortadan kaldıran nitelikli bir davranış olması gerektiği belirtilmiştir.
Aynı yaklaşım Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 19.11.2012 tarihli (E.2011/25084, K.2012/44010) kararında da tekrar edilmiştir. Bu kararlara göre hilenin varlığı değerlendirilirken;
olayın özellikleri
kullanılan yöntem
mağdurun durumu
gizlenen veya değiştirilen belgeler
birlikte değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için yalnızca bir ekonomik ilişkinin veya para transferinin bulunması yeterli değildir. Hileli davranışın kim tarafından gerçekleştirildiği ve mağdurun bu davranış sonucunda nasıl aldatıldığı açık şekilde ortaya konulmalıdır.
TCK m.158/1-f kapsamında düzenlenen bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, klasik dolandırıcılık suçunun dijital araçlarla gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Burada önemli olan nokta, bilişim sisteminin doğrudan aldatılması değil, bu sistemin kullanılması suretiyle bir insanın aldatılmasıdır.
Bu husus Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 19.12.2013 tarihli (E.2012/1450, K.2013/20490) kararında açıkça ifade edilmiştir. Karara göre bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemez; önemli olan, sistem kullanılarak insanın aldatılmasıdır.
Bu nedenle bilişim sisteminin kullanıldığı her olayda sistemle bağlantılı görünen herkesin otomatik olarak suçun faili kabul edilmesi mümkün değildir. Özellikle teknik altyapıya erişimi olmayan, sistem üzerinde veri değiştirme veya işlem manipülasyonu yetkisi bulunmayan kişiler yönünden suçun maddi unsurlarının ayrıca ortaya konulması gerekir.
Forex platformları ve benzeri yatırım sistemleri ile ilgili uyuşmazlıklarda teknik incelemelerin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Nitekim İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.12.2022 tarihli (E.2021/184, K.2022/864) kararında, forex işlemlerinin incelenmesinde emir hızları ve teknik altyapı analiz edilerek bazı işlemlerin insan eliyle yapılmasının mümkün olmadığı ve robot yazılım kullanıldığı tespit edilmiştir.
Bu tür kararlar, teknik manipülasyon iddialarının yalnızca varsayıma değil, bilişim uzmanlığı gerektiren teknik incelemelere dayanması gerektiğini göstermektedir.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri, bir kişinin cezalandırılabilmesi için suçun manevi unsurunun, yani kastın da ispat edilmesidir. Dolandırıcılık suçunda failin başlangıçtan itibaren aldatma amacıyla hareket etmesi gerekir.
Yargıtay içtihatlarında da bu husus sıkça vurgulanmaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 20.06.2013 tarihli (E.2011/67921, K.2013/11540) kararında, sanığın dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 16.03.2021 tarihli (E.2017/32637, K.2021/3034) kararında, sanığın dolandırıcılık suçunu işlediğine dair mahkumiyet için yeterli ve kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat hükmünün isabetli olduğu ifade edilmiştir.
Bu içtihatlar, dolandırıcılık suçunun yalnızca ekonomik sonuçlara bakılarak değil, failin başlangıçtaki iradesi ve kastı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için iki temel unsur bulunmalıdır:
Öncelikle bir öncül suçtan elde edilmiş malvarlığı değeri bulunmalıdır.
Failin bu malvarlığı değerinin suçtan elde edildiğini bilerek, kaynağını gizleme veya meşru gösterme amacıyla işlem yapması gerekir.
Dolayısıyla yalnızca bir kişinin hesabına para girişi olması veya para transferlerinde yer alması, tek başına aklama suçunun oluştuğunu göstermez. Bu işlemlerin suçtan elde edilen geliri gizleme veya meşrulaştırma amacı taşıdığının somut biçimde ortaya konulması gerekir.
Bu yaklaşım, dolandırıcılık suçuna ilişkin Yargıtay içtihatlarıyla da uyumludur. Zira Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 20.06.2013 tarihli kararında, sanığın dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğine dair kesin delil bulunmadığı durumlarda mahkumiyet kurulamayacağı ifade edilmiştir. Ön suçun varlığı ve kastı kesin biçimde ortaya konulmadan aklama suçunun varlığından söz edilmesi de mümkün değildir.
Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Bir kişi başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
Bu ilke özellikle çok sanıklı ve organizasyon iddialı dosyalarda büyük önem taşır. Bir sistem içerisinde farklı görevler üstlenen kişiler bulunabilir; ancak her sanığın hukuki durumu kendi eylemi ve kastı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Dolandırıcılık suçuna ilişkin içtihatlarda da hileli hareketin bizzat fail tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu nedenle teknik manipülasyonu gerçekleştiren kişi ile yalnızca ticari ilişkide bulunan kişi arasında otomatik bir sorumluluk ilişkisi kurulamaz.
Dolandırıcılık suçlarında çoğu zaman en önemli delillerden biri müşteki beyanlarıdır. Ancak bu beyanların da somut delillerle desteklenmesi gerekir.
Bu konuda önemli bir örnek Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 30.10.2019 tarihli (E.2019/21, K.2019/16) kararıdır. Söz konusu kararda, sanığın katılanı aradığına dair HTS kayıtları bulunmadığı ve mahkumiyet için gerekli kesin delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu karar, dolandırıcılık suçlarında özellikle;
telefon kayıtları
mesajlaşmalar
ses kayıtları
teşhis
gibi delillerin önemini ortaya koymaktadır.
Ceza yargılamasının en temel ilkelerinden biri in dubio pro reo, yani şüpheden sanık yararlanır ilkesidir.
Bu ilke, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi’nin 16.01.2020 tarihli (E.2019/1524, K.2020/48) kararında açık biçimde ifade edilmiştir. Karara göre ceza mahkumiyeti herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalıdır. Olayın gerçekleşme biçimi tam olarak aydınlatılamamışsa, bu durum sanık aleyhine yorumlanamaz.
Bu yaklaşım ceza hukukunun temel prensibini ortaya koyar:
Mahkumiyet ihtimal üzerine değil, kesin delil üzerine kurulur.
Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanıldığı dolandırıcılık dosyalarında ceza sorumluluğunun belirlenmesi, klasik dolandırıcılık davalarına kıyasla daha karmaşık bir yapı göstermektedir. Bu tür davalarda;
hileli davranışın kim tarafından gerçekleştirildiği
bilişim sistemine teknik müdahale yetkisi
sanığın kastı
müşteki ile doğrudan iletişim bulunup bulunmadığı
banka hareketlerinin hukuki niteliği
ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları da göstermektedir ki, dolandırıcılık ve aklama suçlarında mahkumiyet kararı verilebilmesi için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin bulunması zorunludur. Bu standart sağlanmadığı takdirde ceza hukukunun temel ilkeleri gereği beraat kararı verilmesi gerekir.
EMSAL Yargı Kararları
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/184, K. 2022/864, T. 15.12.2022
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi, E. 2019/1524, K. 2020/48, T. 16.01.2020
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2012/1450, K. 2013/20490, T. 19.12.2013
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/37799, K. 2021/6562, T. 03.06.2021
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/15471, K. 2020/5512, T. 11.06.2020
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2011/67921, K. 2013/11540, T. 20.06.2013
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/32637, K. 2021/3034, T. 16.03.2021
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2015/8063, K. 2018/5618, T. 17.09.2018
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2019/2045, K. 2021/1736, T. 22.02.2021
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/15758, K. 2020/6882, T. 25.06.2020
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/29184, K. 2020/12042, T. 14.12.2020
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, E. 2019/21, K. 2019/16, T. 30.10.2019
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2011/25133, K. 2013/10016, T. 29.05.2013
Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2009/22005, K. 2012/21807, T. 17.12.2012
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2011/18879, K. 2013/2974, T. 19.02.2013
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2012/6802, K. 2014/800, T. 21.01.2014
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2012/2325, K. 2013/20746, T. 24.12.2013
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2011/17441, K. 2012/43831, T. 18.10.2012
Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2021/37435, K. 2021/13619, T. 27.12.2021
Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2022/1392, K. 2022/18037, T. 31.10.2022
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/170, K. 2023/326, T. 08.05.2023
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2011/25084, K. 2012/44010, T. 19.11.2012
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2017/10974, K. 2020/360, T. 15.01.2020
Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2021/15159, K. 2023/6478, T. 26.09.2023
Yargıtay, 15. Ceza Dairesi, E. 2014/11541, K. 2017/5621, T. 07.02.2017
AV.İPEK ERTUĞRAL
ER&ER HUKUK DANIŞMANLIK